30 Mayıs 2021, 12:02 tarihinde eklendi

MEHMET EMİN AY SORUMUZ

MEHMET EMİN AY SORUMUZ

Sizinle pek çok konuda röportaj yapabileceğimizi biliyoruz. Zira hem sanatçı olmak hem dünyaca ünlü bir kâri  (Kuran okuyan) olmak, bunun yanında ilim ehli ve eğitimci olmanız gibi çok yönlü vasıflarınız var. Yakın zaman içinde Bursa Müftülüğü görevine de atandınız. Tüm bu kimlik yelpazesi içinde sizin ilmi yönünüzün, eğitimci tarafınızın ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Yazmış olduğunuz hayli eserler var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Sorunuzun cevabı bir nebze hayat hikayemden de bahsetmemi gerektiriyor. Arz edeyim efendim… 1984 yılı Haziran ayında Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesi’nden birincilikle mezun oldum. Hiçbir çalışanın çabasını zayi etmeyeceğini vadeden Allah Teala, benim de çabalarımı ve gayretimi ödüllendirmişti böylece… Bir ay sonra açılan Araştırma Görevliliği sınavını da hamdolsun yine O’nun yardımı ve lütfuyla kazandım. Böylece idealim olan akademisyenliğe daha henüz 21 yaşındayken başlamış oldum. 1986’da “Çocuklara Allah’a İman Öğretimi” adlı tezi başarıyla sunarak Yüksek Lisansımı tamamladım. Jüri üyesi olan Prof. Dr. Haluk Yavuzer, bu çalışmamı mutlaka bastırmamı istedi ve şayet bunu başarabilirsem kitabımı derslerinde okutacağını da ekledi. Yaz tatilinde bu tezi yeniden ele alarak “Çocuklarımıza Allah’ı Nasıl Anlatalım” adıyla yayınlamaya muvaffak oldum. İlk baskısı 1987 yılında yapılan bu eseri bir gün İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Kütüphanesinde ders çalışan öğrencilerin elinde görünce çok mutlu oldum. Çünkü Haluk Yavuzer Hoca sözünü tutmuştu ve benim gibi, o dönemde henüz asistan olan birinin eserini yardımcı ders kitabı olarak okutmuştu. Adı geçen eser bugüne dek 28 baskı yaparak alanında en çok ilgi gören eserlerden biri oldu hamdolsun… Beni bu alanda ilk eserimi vermeye teşvik eden hocamızı minnetle anıyorum.

Daha sonra başladığım doktora tezi sürecinde, hocam Prof. Dr. Halis Ayhan Bey’in teşvikiyle “Din Eğitiminde Mükafat ve Ceza” konusunu araştırdım. 1992 yılında bu çalışmamı bitirerek “Dr.” unvanını aldım. Doktora tezimin bir kısmını -Halis Bey Hocamızın İstanbul’a gitmesi sebebiyle- Mustafa Öcal Hocamla tamamladım. Bu çalışmamızı da aynı isimle 1993 yılında üniversite yayını olarak neşretme imkanım oldu. Bu hocalarımı da yine minnet ve şükranla anıyorum.

Askerlik vazifemin ardından Uludağ Üniversitesi ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortaklaşa destekledikleri “Diyanet İşleri Başkanlığı’na Bağlı Bölge Yatılı Kur’an Kurslarının Problemleri ve Beklentileri” adlı bir araştırma projesine başladım. Bu çalışmayı tamamladıktan sonra genişleterek doçentlik tezi olarak sundum ve Ekim 1995’te Din Eğitimi alanında doçent unvanını aldım.

1997 yılında başladığım “İlahiyat Fakültelerinde Rehberlik” adlı çalışmamı tamamlayarak, sunduğum diğer akademik çalışmalarla birlikte dosyamı inceleyen jüri tarafından profesörlüğe yükseltildim ve üniversitem tarafından bu kadroya 2001 Şubat’ta atandım.

1995-2011 yılları arasında on dört yüksek lisans ve dört doktora öğrencisine danışmanlık yaptım. Doktora öğrencilerimden ikisi, biri profesör ve diğeri doçent olmak üzere aynı zamanda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadırlar.

Bizim branşımızın önemli özelliği şudur: Yaptığınız çalışmaların mutlaka insanlara yansıyan aktüel bir tarafı vardır. Bu sebeple çalışmalarınızın kitap ya da makale olarak insanlara ulaşması her zaman mümkün olmaktadır. Bu da doğrusu bir ilahi lütuftur diye düşünüyorum. Çünkü pek çok branşın böyle bir durumu söz konusu değildir. Gerek alanımızla gerekse yakın alanlarla ilgili yazmış olduğumuz eserlerin sayısı 12’ye ulaşırken, makalelerin sayısı da yüze yaklaştı hamdolsun… Zaman içinde Türkçe ve İngilizce sunduğum tebliğler yanında, yaklaşık 12-13 konu üzerinde, hazırlanmış materyaller vasıtasıyla verdiğim konferanslar, yurt içinde ve yurt dışında birçok vatandaşımızla bilgilerimizi paylaşmamıza da imkan sağlıyor hamdolsun…

İnsan hayatında eğitimin önemini güncel boyutuyla izah eder misiniz? Eğitimsizliğin, özellikle manevi eğitimin eksikliği günümüzde ne tür yaralar açılmasına yol açmıştır? Günümüzü bu açıdan değerlendirir misiniz?

Cenabı Hakk’ın en önemli vasfı O’nun aynı zamanda “Rab” oluşudur. Sadece insanların değil, bütün âlemlerin Rabbi’dir O… Malumunuz terbiye kelimesine de esas teşkil eder Rab… Dolayısıyla Rabbimiz bizim terbiyecimizdir aynı zamanda. İşte, insanı yaratan yaşatan Allah Teala, onu yeryüzünde var ettiğinden beri sahipsiz bırakmamış ve peygamberleri aracılığıyla insanı daima eğitmiş, ihtiyacı olan hususları öğretmiştir. Aslında İslam dini, eğitimi maddî ve manevî diye ikiye ayırmaz. Çünkü bu din, dünyayı da maddî olanı da fizikî olanı da; ahiretten, maneviyattan ve fizik ötesinden ayrı tutmaz. Dolayısıyla manevî eğitimden kastınızın, kişiye ahiretini de kazandıracak bilgiler ihtiva eden bir eğitim olduğunu anlayabiliriz. İşte bu noktada peygamberlerin ve Allah’ın sevgili kullarının tavsiyelerine muhtacız. Çünkü onlar gerek aldıkları vahiyle, gerekse Allah’a güzel kullukları vesilesiyle bu manevî eğitimin inceliklerine vâkıf şahsiyetlerdir. Kur’an-ı Kerim, peygamberlerden bahsederken bu peygamberlerin hayat hikayelerinden ibret ve öğüt almamızı da tavsiye eder. Yine bu manada, menkıbe kitapları da bu veli kulların sözleri ve davranışlarıyla “güzel kulluk” hususunda mükemmel örnekler sunar bizlere…

Bugün dünyamız bu manevî eğitim boşluğunun sıkıntılarını had safhada yaşamaktadır. En ciddi soygunları en bilgili kişiler yapmaktadır artık… Bu da eğer ahlak ve maneviyat olmazsa kişinin aynı zamanda en tehlike arz eden biri hâline geldiğini de ortaya koyuyor.

Çocuğun dünyasına “Allah” kavramı, duygusu ve düşüncesini nasıl aktarabiliriz? Nasıl anlatabiliriz? Bu konuda yapılan eğitim yanlışları nelerdir? Özellikle korkutma, sevdirme ve ihlas bağlamında, yetişkinlerde menfi ya da yanlış duruşlar var mı?

Aslında her çocuk bu dünyaya gelirken Allah Teala’nın kendisini programladığı bir nitelikle doğuyor. Kısaca o, Allah’a inanmaya hazırdır. Batılı psikologlar buna “çocuğun ruhuna serpilen inanç tohumları” derken, asırlar öncesinde sevgili Peygamberimiz (sav) bu durumu “fıtrat” kavramıyla izah etmiştir. Burada asıl önemli olan, çocuğun bu inanmaya hazır hâlini vakti geldiğinde doğru yönde doyurmak ve kanalize etmektir. İşte anne babaya düşen görev buradadır. Konuşmaya başladığından itibaren çocuklara Allah’ın ismi belletilmelidir. Daha kundakta iken bile ninnilerde Allah’ın adı geçmeli, onunla konuşurken Allah’ın adının yer aldığı dualar etmelidir. Böylece çocuk, Allah’ın adına aşina olmalıdır. İlk çocukluk yıllarında şiirler ve şarkılar, masallar ve hikayeler vasıtasıyla çocuğun Allah’ı tanımasına yardımcı olmalıyız. Çocuksu dualar öğretmeli ve Allah ile -tabiri caiz ise teklifsiz- irtibat kurmayı becerebilen bir kişi hâline gelmesine yardımcı olmalıyız. Bunun da en önemli yolu, Allah sevgisine dayalı bir öğretim yapmalıyız. Çünkü insan, sevdiği ve sevildiğine inandığı kişilerden bir şeyler talep eder. Eskiden yetişkinler, çocukları olur olmaz durumlarda yaptıkları yanlışlardan vazgeçirmek için Allah korkusuna başvururlardı. Hamdolsun bu yanlışlar ciddi oranda azaldı artık… Şurası bir gerçektir ki ilk çocukluk yıllarında çocuk sadece Allah sevgisine muhtaçtır. Bu sevgi telkini de anne babasının vazifesidir. Sevmelidir ki bağlanabilsin…

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *